Lider Olmak, Seçilmek Değil Liderliğin Yazılı Olmayan Kuralları
Pek çoğumuz kariyerinde bir lider olmayı hedefler ve bu yolda ise genellikle "çok çalış", "fark yarat" gibi herkes tarafından sıklıkla tekrarlanan tavsiyeler verilir. Ancak liderliğe giden yol her zaman ne yaptığınızla ilgili değil, aynı zamanda ne yapmadığınızla da ilgilidir.
İşin şaşırtıcı yanı şu: Liderlik bazen bir seçim süreci değil, bir eleme sürecidir. Araştırmacı Ernest Borman'ın "Sona Kalma Yöntemi"[1] (Method of Residues) olarak adlandırdığı bu konsepte göre, liderler bazen en iyi aday oldukları için değil, kritik hatalar yapmadıkları için ortaya çıkarlar.
Bu yazıda, liderlik hakkındaki yaygın kanıları sorgulayan ve araştırmalara dayanan beş şaşırtıcı gerçeği ortaya koyacağız. Bu kurallar, potansiyelinizi farkında olmadan nasıl sabote ettiğinizi anlamanıza ve liderlik yolunda doğru adımları atmanıza yardımcı olacak.
1. Gerçek: Liderlik Bir Seçim Değil, Eleme Sürecidir
Ernest Borman'ın "Sona Kalma Yöntemi", bir grubun liderini nasıl belirlediğine dair ezber bozan bir bakış açısı sunar. Bu teoriye göre grup üyeleri, liderlik için uygun görmedikleri kişileri olumsuz davranışlarına dayanarak zihinsel bir eleme sürecinden geçirir. Şöyle düşünün: daha önce bulunduğunuz herhangi bir ekipte, muhtemelen farkında bile olmadan siz de bu zihinsel eleme sürecine katıldınız.
Bu konseptin en şaşırtıcı yanı şudur: Her zaman en iyi, en karizmatik veya en zeki aday olmanız gerekmez. Bazen tek yapmanız gereken, sizi oyunun dışına itecek hatalardan kaçınmaktır. Borman'ın orijinal isimlendirmesi Method of Residues de tam olarak bu 'geriye kalma' fikrini vurgular. Bu yaklaşımı seviyorum, çünkü liderliği bir "en iyi olanı seçme" süreci olarak değil, "elenmeyenlerin ortaya çıkması" olarak tanımlar.
Bormann'ın bu teorisi, liderliğin neden bir eleme süreci olduğunu açıklar. Diğer araştırmacılar, Aubrey Fisher ve Donald Ellis, bu süreci daha da somutlaştırarak nasıl elendiğimizi gösteren spesifik davranışları ortaya çıkardılar. Bu araştırmacılar, bir grupta 'düşük statülü bir konumu garantilemenizi' sağlayan ve sizi liderlik yarışından diskalifiye eden sekiz kural belirledi.
Yazının devamında, Fisher ve Ellis'in bu kurallarından dikkat çekici ve yaygın olanlara, ayrıca Johnson ve Hackman'ın liderlik davranışları araştırmalarına odaklanacağız.
2. Gerçek: 'Destek' Rollerini Benimsemek Liderlik Algınızı Zayıflatır
a) Toplantı notlarını tutmayı "varsayılan rolünüz" haline getirmek: Not tutmak şüphesiz önemlidir. Ancak Fisher ve Ellis'in araştırması, bu görevi sürekli üstlenen kişinin zamanla yalnızca "destek rolü"nde biri olarak algılanma riski taşıdığını gösteriyor. Elbette, bu rolde başarılıysanız (örneğin detaylara dikkat eden veya düzenli biriyseniz) ara sıra not tutucu olmanızda bir sakınca yoktur. Buradaki kritik nokta, bunun "göreviniz" haline gelmesine izin vermemektir.
Eğer bu görev sürekli size kalıyorsa, sorumluluğun grup içinde dönüşümlü olarak üstlenilmesi konusunda kibarca ısrar edebilirsiniz.
b) Size söyleneni yapmaya aşırı istekli olduğunuzu belirtmek: Bu durum kulağa ilk bakışta "uyumlu biri olmak" gibi gelebilir. Ancak Fisher ve Ellis'in de belirttiği gibi, bu tutum aslında aşırı pasif bir izlenim yaratır. Liderlik, sadece verilen talimatları uygulamak değil; gerektiğinde inisiyatif alabilmektir. Bu pasif duruşun ilgili kişi hakkındaki algıyı hızlı bir şekilde değiştirdiğine, bizzat oğlumun anlattığı şu çarpıcı anekdot ile şahit oldum:Bana, öğretmenlerinden birinin telefonda konuşurken, "Karar vermekte iyi değilim, bana söyleneni yapmakta iyiyim" dediğini duyduğunu anlattı. Oğlum, o anda öğretmenine olan saygısını yitirdiğini ve onu farklı bir gözle görmeye başladığını söyledi.Bu tür ifadeler kullanmak veya bu şekilde davranmak, çevrenizdekilere "Ben lider değilim" mesajı verir.
3. Gerçek: Zeki Görünmeye Çalışmak Dezavantaj Yaratabilir
Birçok profesyonel, havalı cümlelerin veya teknik terimler kullanmanın kendilerini daha zeki ve lider gibi göstereceğine inanır. Ancak en etkili liderler tam tersini yapar: Karmaşık fikirleri basitleştirir ve tüm grupla bağ kuracak bir şekilde sade bir dil ile açıklarlar.
Bazen birine "teknokrat" denmesi bir iltifat gibi görünse de, madalyonun öbür yüzü vardır. Bu ifadede gözden kaçan nokta, o kişinin kendi uzmanlık alanı dışında liderlik potansiyeli göstermediğidir. Günlük hayatımızda, özellikle siyasi liderlerden bahsederken sıkça şunu duyarız: "İyi bir teknokrat, işinde çok başarılı ama liderlik özellikleri eksik." Daha açık söylemek gerekirse, insanları harekete geçirme ve ilham verme yeteneği yok. Çünkü liderliğin önemli bir parçası, mesajınızı sadece uzmanlara değil, herkese ulaştırabilmektir.
4. Gerçek: 'Önce Bir Dinleyeyim' Tuzağı
Yeni bir gruba katıldığınızda, önce oturup dinlemenin ve ortamı gözlemlemenin en iyisi olduğu yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Ancak liderlik algısı açısından bu, yapılabilecek büyük hatalardan biridir.
Johnson ve Hackman'ın liderlik araştırmaları, yeni bir ekiple yapılan ilk toplantıda "erkenden ve sıkça" konuşmanın kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor. İlk toplantıda, tercihen toplantının ilk yarısında bir şey söylemelisiniz. Bu, dünyayı değiştiren bir fikir olmak zorunda değil. Sadece "Ayşe Hanım'ın söylediği mantıklı" demek bile yeterli bir başlangıç.
Sessiz kalmanın sonuçları zamanla katlanarak artar:
- İlk toplantıda sessiz kalırsanız: İnsanlar fark eder ama muhtemelen henüz bir şey söylemezler.
- İkinci toplantıda da sessiz kalırsanız: Bunu kesinlikle fark ederler ve bunu bir sorun olarak görmeye başlarlar. Sizi konuşmaya teşvik edebilirler.
- Üçüncü toplantıya kadar değerli bir katkıda bulunmazsanız: Sizi neden işe aldıklarını ve doğru karar verip vermediklerini sorgulamaya başlarlar.
5. Gerçek: Liderlerden Şikayet Etmek Sizi Asla Onların Yerine Getirmez
Mevcut liderliğe karşı küçümseyici bir tavır sergilemenin kariyeri sınırlayan bir hareket olduğu, çoğu kişinin aklına gelmez. Bazı insanlar, kötü liderlikten şikayet ederek kendilerini daha iyi bir alternatif olarak konumlandırdıklarına dair yanlış bir inanç taşır.
Ancak gerçek bunun tam tersidir. Bu tür bir davranış, kişinin dışlanmasına veya işini kaybetmesine yol açma olasılığı daha yüksektir. Şikayet eden insanlar nadiren iyi lider olurlar. Çok daha etkili bir alternatif vardır: Sadece sorunları işaret etmek yerine, çözümler sunun ve bu çözümlerin uygulanmasında rol almak için gönüllü olun.
Sonuç: Görünmeyen Kurallardan Bilinçli Eyleme
Liderliğe giden yol, her zaman büyük ve görkemli eylemlerle değil, genellikle fark edilmesi zor ama kritik hatalardan kaçınarak inşa edilir. Liderlik, doğuştan gelen bir özellik değil, öz farkındalık ve bilinçli alışkanlıklar üzerine kurulu, öğrenilebilir bir beceridir. Bu görünmez kuralları anlamak, sizi sadece potansiyel tuzaklardan korumakla kalmaz, aynı zamanda size kariyer basamaklarını tırmanın zor olduğu rekabetçi bir alanda stratejik bir avantaj sağlar.
Peki, şimdi kendinize şu soruyu sorun: Lider olarak görülmenizin önünde duran bu alışkanlıklardan hangisini bu hafta değiştirmeye başlıyorsunuz?
Taha Mustafa Çakmak
Strategy Consultant
Bu yazı, Alex Lyon'un "How to Become a Leader at Work" videosunun genişletilmiş Türkçe uyarlamasıdır.
[1] Ernest Bormann'ın "Method of Residues" kavramının Türkçede henüz standartlaşmış yerleşik bir karşılığı bulunmamaktadır. "Kalıntılar Yöntemi" gibi birebir çeviriler, "kalıntı" veya "tortu" kelimelerinin Türkçede genellikle taşıdığı olumsuz çağrışımlar (örneğin "değersiz artık" veya "istenmeyen fazlalık") nedeniyle teorinin asıl fikrini tam olarak yansıtamamaktadır. Bormann'ın teorisi negatif bir artığı değil, elemeyi geçen kişiyi tanımladığından, bu süreci daha iyi açıklayan ve olumsuz çağrışım barındırmayan "Sona Kalma Yöntemi" ifadesi tercih edilmiştir.
